türk savaş kurumuna…
Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Allahın sonsuz kudretine güvenerek/sığınırak…
Biz söze, bizi hiç yoktan var eden, var ettikten sonra koruyan ve ebediyyen koruyacağını bize söz veren Allahın adıyla başlarız ve O’na ulaşmamıza engel olan kurum ve kuruluşlardan ve sahte kuvvetlerden O’na sığınırız…
Bizler ayni sizler gibi türk ırkına mensubuz…
Ama biz türk olmaktan hiç bir zaman ve hiç bir yerde gurur duy(a)madık…
Çünkü bize göre, gurur duyulacak tek şey, insan ve inanan olabilmektir…
Bize göre en büyük şeref, Allah’a muhtaç olmak ve yalnız Baki olanın önünde, günde en az beş defa, eğilmektir…
Tanrımız gözle görülür olmadığı, insanüstü olduğu, yani ölmediği/ölmeyeceği için, ne sizin gibi her sokağa, caddeye ve meydana heykelini dikebiliyoruz nede O’nu anmak için bir kabir inşaa edebiliyoruz…
Aldırmayın bizim doğru, çalışkan ve ilkeli ol(a)madığımıza…
Devamı için tıkla!
kapitalizimle sevişen seküler müslümanlar…
[365 günlük hiç bitmeyen/degişmeyen ayni hikaye]
merhaba… ben abdestli kapitalistler kavminden bir adam… adım murat karahan…
evden bismillah(!)sız çıkmadığım gibi, cebimde kapital olmadanda dışarıya asla çıkmam…
yaptığım ilk iş, bana her sene yeni model sunan kapitalist sistemin ürünü, kapital değeri çok yüksek olan, üçüncü dünya ülkesinde sömürülmüş insanlar tarafından imal edilen gıcır gıcır ayakkabılarımı giymektir… sonra evimin kapısını kapatıp Allahımı (!) içeriye kitlemektir…
sokakta attığım her adım, kapitalist sisteme doğru yol alışımdır…yürürken kalbimde iman muhasebesi yapmaktan ziyade, o gün kapitalle yapacağım karı hesaplamaktır…
(…) bazen Allaha ve Resulüne savaş açmış olan Allahın (!) evine girer*, kan akan abdesthanesinde suratımı, kollarımı ve ayaklarımı bir güzel temizler, başımı mesh ederim…
Devamı için tıkla!
vahiyle açılın, vahiyli açılım…
Bir topluluğa Peygamber gelir ve şöyle der..:
„Ey insanlar… Bana dün vahiy geldi… Yırttık kardeşlerim yırttık… Kısa yoldan cennete gireceğiz… Yapmanız gereken çok şey değil, sadece Allah’a kulluk etmek… Ama kimseye söylemeyin… Aramızda kalması lazım tamam mı..? Kimse bilmeyecek, kimse duymayacak… Şimdi evlerinize döndüğünüzde KAPILARINIZI (bir daha açmamak üzere) KAPATIN… Zaruri ihtiyaçlar dışında dışarıya çıkmayın… Böylelikle cennete sadece biz girmiş oluruz… Onlar cehennemde yanıp kül olsunlar, boşverin… Yeter ki biz hurilerle (!) keyif sürelim ve şarapları (!) içelim… “
İnsanlar bunu duyar ve bir daha evlerinden (zaruri ihtiyaçlar dışında) çıkmazlar…
5 Sahne… Mescid-i Aksa… Gazze… Ben ve Yüzleşme…

Yüzleşme/Sahne 1…
- Resmim daha bitmedi hocam… Neden zil çaldı..? Henüz vakit erken…
- Gel..!
- Buyrun.?!
- Adın..?
- Mahmud kızı Meryem…
- Nereden..?
- Unutulan ama unut(tur)madığımız… Ümmetin namusu ve şerefi… GAZZE…!
- Ne oldu..?
- Sınıfta resim dersi görüyorduk… Boya kalemlerimle resim boyamaya başlamıştım… Yemyeşil bir vadi… İstemediğim kadar gül, papatya ve çiçek… Ortada ben, olmayan annem ve tekerlekli sandalyede oturan babam… Güneşi boyamak üzereydim… Daireyi çizdim ve buyük bi gürültü oldu… Her taraf aydınlık içindeydi… Sanki çizmek istediğim güneş lütfetmişte misafirim olmuştu… Çok sıcaktı… Aniden güzel bir koku yayıldı etrafa… Ölüyordum… Öldügümü biliyordum ama korkmuyordum… Çünkü bu koku o anlatılan koku gibiydi… Onun kokusuydu… O geldi… Saçlarımı okşadı ve gül kokan elleriyle gözlerimi kapattı… „Korkma, boyadığın resimden daha güzel yere götürüyorum seni“ dedi… Gözlerimi açtığımda burada buldum kendimi… Ben neredeyim..? Ya O..? O nerede..?
- Tamam..! Vadedilen yere götürün Meryemi…
kalk ey mescid-i aksa ve tükür suratlarımıza…
Kalk ey Mescid-i Aksa…
Bu halin yakışıyor mu sana…
Kalk ayağa…
Ve haykır o „inanıyorum“ diyen insanlara…
Göz yaşını mahşere sakla…
Güçlü olman lazım, anlasana…
~~~~
Kalk ey Mescid-i Aksa…
Bize masum masum bakıp durma…
Kalbimiz zaten paramparça…
Akıttığımız gözyaşlarımız var ya…
Hepsi aslında palavra…
Çaresiziz, anlasana…
birini Bir için sevmek…
Şimdi kalbine sor… Vakti geldi; eminim…
Birini mi seviyorsun, yoksa birini yaratan Biri mi..?
Birini Bir den çok seviyorsan, ya Biri anlamıyorsundur, yada birini gerçekten/tam anlamıyla sevmiyorsundur…
Yanılıyormuyum..?
![2009_01_16_love[1] 2009_01_16_love[1]](http://karahanmurat.files.wordpress.com/2009/10/2009_01_16_love1.jpg?w=255&h=247)
alın size devrim…
her müslüman bir devrimcidir…
vakti geldiğinde herşeyi boşverir…
ve O‘na yönelir…

ben hiçliğin dibine vurmak istiyorum…
hangi söz anlatabilir ki…
(h)içimi/beni…
ben sadece…
“ben” olmayan…
hiçliğin dipsiz kuyularına düşmek istiyorum…
ben zaten…
“ben” yokken…
hiç yokken var edilmedim mi..?
buralar benim hiç hak etmediğim yerler…
çünkü ben…
gün geçtikçe hiçbir şeyi beğenmeyen…
açgözlü/şükretmeyen biri olmaya başladım…
o yüzden…
izin verde Sana geleyim…
izin verde tekrar hiçliğe bürüneyim…
sonra…
hiçliğin içinden tekrar varlık şerefine kavuşup…
yalnız ve yalnız Sana kul…
sadece ve sadece Senin yolunda kül olabileyim…
…yâ Hâyy.
her, “yine mi Allahım!?” sorusu aslında yine, umutla, yeniden başlayışın umududur…
her, “yine mi Allahım!?” sorusu aslında yine, umutla, yeniden başlayışın umududur…
çünkü, gerçekleşmeyen bir istek, hiç bir zaman gerçekleşmeyecek anlamına gelmez…
belki şu anda gerçekleşmemesi daha hayırlı olabilir…
belkide hayırlı olmayacağı için gerçekleşmedi ve hiç bir zaman gerçekleş(e)meyecek…
bazı şeyleri başlamadan/başlama aşamasına geç(ir)meden bitirmek, güc, kuvvet, kudret ve en önemlisi sabır ister…
bu unsurları birleştirebilen bir insan hiç bir zaman hayatından bıkmaz ve vazgeçmez…
ein Gebet spaltet die Nation, verbindet die Religionen…
Das Berliner Verwaltungsgericht hat am Dienstag einem muslimischen Gymnasiasten erlaubt, in der Schule das rituelle Mittagsgebet zu verrichten.
Nun schaut man sich die deutschen Medien und Politiker an und könnte denken, dass sich Deutschland den Islamisten ergeben hat. ![]()
Schon witzig, was so in den Medien und von den Politikern gesprochen wird.
Ich kenne nur ein Land, das immer von einer “Iran-Gefahr” geredet und somit bei nichtreligiösen Menschen Ängste geschürt hat. Na ihr wisst von welchem Land die Rede ist.
Richtig; die Rede ist von der Republik Türkei.
~~~
Hier geht’s weiter!
iftar çadırı rezaleti…
“Bir gelenek haline gelmiş…
Engeller aşılıyormuş…
Zenginler, fakirler aynı sofrada birleşiyormuş…
Ve BU sadece ve sadece Türk-İslam ahlakında varmış…”
Pehh…
Ey gafil “başkan”..!
Niyetin…
Hakkın rızasını mı kazanmak…
Yoksa gelecek seçimlere yatırım mı yapmak..?
Ramadan… Ein Monat voller Mundgeruch und Sockengestank…
Das erste Gebet in diesem Monat. Das erste gemeinsame.
Man(n) würde denken, dass es etwas besonderes ist/sei.
Ist es ja eigentlich auch.
Man(n) ist aufgeregt, erfreut und froh darüber wieder einige Glaubensanhänger zu treffen, die man seit 11 Monaten nicht gesehen hat. ![]()
Das ist auch schon im Grunde genommen das (einzige) Besondere an diesem Ereignis.
Jahrelang wurde uns gelehrt/propagiert, beim Gebet bzw. in der Gebetsreihe eng beieinander zu sein, keine Lücken frei zu lassen, um so das Kollektiv, das Gemeinschaftsgefühl und (vorallem) die Brüderlichkeit zu stärken.
einsamkeit ist Sein…

Wenn Menschen dich verlassen….
die Liebe wie Glas zerbricht…
dann denke an Allahs Zeichen…
denn Er verlässt dich nicht..!
derdim dermanımdır…
derdi veren, dermanıda verir derler ya…
derdim Sen oldun…
dermanımda Sen olsan…
ve gelsen artık diyorum…
gözlerini bana çevirsen…
ve tebessüm etsen diyorum…
hiç olmazsa… hiç yoktan kızsan…
Senin o halini uzaktan öylece seyretsem…
ve benim olman için can atsam diyorum…
duyuyormusun..? duyuyormusun…
sesi/mi…
Sensziliği/mi..?
Allah yârsa dünya dar değildir…
Ve sen yine denendiğinde…
Ve yine kalbin daraldığında…
Ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında…
Ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde
Uzun uzun düşün ve hatırla Yaradanını..!
Allah kuluna kâfi (=yeterli) değil mi?
Sen beni affetmezsen kim affeder..?

gün, doğum günüydü…
gün, hesap günüydü…
gün, doğduğum günden bu güne kadarki artı ve eksikleri tartma günüydü…
gün, ilk defa ölümden bu kadar çok korktuğumun farkına varış günüydü…
ve bugün kapındayım…
GAFFÂR sıfatına şahid yaz beni…
affet, Sensiz geçirdiğim günleri…
affet, Senin adınla başlamadığım sözleri…
affet, Seni anmadan aldığım her nefesi…
affet, Seni Sensizlikte aradığımı…
affet, çünkü Sen affetmeyi seversin…
Sen beni affetmezsen kim affeder..?
O’na muhtac oluşumun 22. yıl dönümü…
[yakarışım sanadır ey Rabbim..!]
bugün doğum günüm…
doğduğum gün bügün…
ve ben gün/eş doğmadan doğuyorum bügün…
Seni düşünerek başlıyorum söze…
Seni tesbih ederek…
Senin kapında kitmir olabilme arzusu ile bekleyerek…
derin yakarışlar içinde, sabahın sardığı yalnızlıklarda Sana yönelerek…
yıllardır düşüp kalkıp yine Senin huzuruna çıkma şerefine nail olarak…


BismillahirRahmannirRaheem.
Sie bringt etwas spirituelles mit sich.
Son Yorumlar